← Yazılarımıza Dön Varlık Barışı

2026 Varlık Barışı: Kapsamı, Yararlanma Şartları ve Bildirilen Varlıkların Vergisel Durumu

2026 Varlık Barışı uygulamasında kapsam, bildirim, vergi oranları, yatırım taahhüdü ve bildirilen varlıkların sonraki vergisel sonuçları.

Varlık barışı, yurt dışındaki belirli varlıkların Türkiye’ye getirilmesini ve yurt içindeki kayıt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılmasını sağlayan bir düzenlemedir. Gerekli şartları yerine getiren kişilere, bildirdikleri varlıklar yönünden vergi güvencesi sunmaktadır.

Uygulamanın değerlendirilmesinde yalnızca bildirim sırasında ödenecek vergiye bakılması yeterli değildir. Varlığın kayıtlara alınması, belirli sürelerle korunması, yatırımda değerlendirilmesi ve daha sonra elden çıkarılması ayrı sonuçlar doğurur. Özellikle bildirilen ana para ile bu ana paranın sonradan sağladığı gelirlerin birbirinden ayrılması gerekir.

Mevcut bildirim süresi 31 Temmuz 2027 tarihinde sona ermektedir. Gerçek ve tüzel kişiler uygulamadan yararlanabilir. Gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyetinin bulunmaması da tek başına yararlanmaya engel değildir. Bununla birlikte işletmesine varlık kaydeden bir mükellef ile kişisel birikimini bildiren kişinin yükümlülükleri farklıdır.

Kapsama giren varlıklar

Para, altın, döviz, menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçları bildirim kapsamındadır. Yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesi; gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin Türkiye’de bulunan varlıklarında ise kanuni defter kayıtlarında yer almama şartı öne çıkar.

Bir varlığın banka hesabında bulunması, muhasebe kayıtlarına da alınmış olduğunu göstermez. İşletmeye ait olup banka hesabında bulunan, ancak kanuni defterlerde gösterilmeyen bir tutar da diğer şartların sağlanması kaydıyla bildirilebilir. Gerçekte bulunmayan bir varlığın yalnızca muhasebe kaydı oluşturularak uygulamaya dâhil edilmesi ise mümkün değildir.

Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanların yurt içi bildirimlerinde, hâlihazırda banka veya aracı kurumlarda bulunmayan varlıklar esas alınmaktadır. Bu kişiler açısından evde muhafaza edilen nakit veya altın ile Türkiye’deki banka hesabında zaten bulunan mevduat ayrı değerlendirilmelidir.

Taşınmazlar doğrudan bildirim kapsamında değildir. Yurt dışındaki kapsam dışı varlıklar, süresi içinde kapsama giren varlıklara dönüştürülerek ve getirme şartları yerine getirilerek değerlendirilebilir.

Bildirim, yatırma ve değerleme işlemleri

Hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki varlıklar banka veya aracı kurumlara bildirilir. Aracı kurumlar üzerinden yapılabilecek bildirimler, menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarıyla sınırlıdır.

Yurt içindeki varlıkların, bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurum hesabına yatırılmış olduğunun belgelenmesi gerekir. Yurt dışındaki varlıklar için bildirimden itibaren iki aylık getirme veya transfer süresi bulunmaktadır.

Fiziki getirmede gümrük işlemleri de tamamlanmalıdır. Varlığın, iki aylık süre içinde yurda getirilmesi ve gümrük işlemlerini takip eden ilk iş günü sonuna kadar banka veya aracı kuruma yatırılması gerekir.

Bildirim değeri Türk lirası olarak belirlenir. Türk lirası para nominal değeriyle, altın rayiç bedeliyle, döviz ise bildirim tarihindeki Merkez Bankası döviz alış kuruyla dikkate alınır. Menkul kıymetlerde, ilgili aracın niteliğine uygun değerleme ölçüsü uygulanır. Bu değer, hem bildirim vergisinin hesabı hem de varlığın kayıt ve sonraki vergilendirme işlemleri bakımından önem taşır.

Vergi oranları ve yatırım taahhüdü

2026 yılında yapılan bildirimlerde genel vergi oranı yüzde 5’tir. Belirli yatırım araçlarında tutma taahhüdü verilmesi hâlinde daha düşük oranlardan yararlanılabilir.

Varlığın tutulmasına ilişkin taahhüt 2026 bildirimlerinde oran 1 Ocak–31 Temmuz 2027 bildirimlerinde oran
İndirim sağlayan taahhüt bulunmaması %5 %5,5
En az bir yıl %4 %4,5
En az iki yıl %3 %3,5
En az üç yıl %2 %2,5
En az dört yıl %1 %1,5
En az beş yıl %0 %0,5

İndirimli oranlar; belirlenen vadeli hesaplarda, kapsamdaki Devlet iç borçlanma senetleri ve kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında değerlendirilecek varlıklar için uygulanır. Herhangi bir yatırım aracında bekletmek yeterli değildir.

Taahhütname bildirim sırasında verilmelidir. Yurt içi varlıklarda bildirim tarihinden, yurt dışı varlıklarda transfer veya yatırma tarihinden itibaren on gün içinde taahhüt konusu yatırım aracına dönüşüm yapılması gerekir. Taahhüt süresi, varlığın ilgili yatırım aracına yatırıldığı tarihte başlar.

Banka veya aracı kurum vergiyi peşin tahsil eder; bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar sorumlu sıfatıyla beyan edip öder. Sıfır oran uygulanması, bildirim ve beyan işlemlerini ortadan kaldırmaz.

Kayıtlara alınan varlık dönem kazancına eklenmez

Defter tutan mükellefler, bildirdikleri varlıkları bildirim tarihi itibarıyla kanuni defterlerine kaydeder. Bilanço esasına göre defter tutanlarda karşılık özel fon hesabında izlenir. Serbest meslek kazanç defteri veya işletme hesabı esasına göre defter tutanlar ise varlıkları defterlerinde ayrıca gösterir.

Bu kapsamda kayda alınan varlık, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaz. Bununla birlikte bu sonuç, varlığın bundan sonra sağlayacağı gelirler için sürekli bir vergi istisnası oluşturmaz.

Varlık barışı kapsamında ödenen vergi de gider yazılamaz ve başka bir vergiden mahsup edilemez. Bildirim sırasında ödenen tutarın, sonradan elde edilen faiz veya satış kazancının vergisinden düşülmesi mümkün değildir.

Faiz, kâr payı ve diğer yatırım gelirleri nasıl değerlendirilir?

Bildirilen varlığın vadeli hesapta değerlendirilmesiyle elde edilen faiz, menkul kıymetten sağlanan kupon geliri, kira sertifikası geliri veya yatırımın niteliğine göre doğan diğer kazanç ve iratlar genel vergilendirme hükümlerine tabidir.

Burada iki farklı vergisel işlem bulunmaktadır. İlki, varlığın bildirilmesi nedeniyle hesaplanan vergidir. İkincisi ise varlığın daha sonra gelir sağlaması nedeniyle doğabilecek vergidir. Bildirim vergisinin ödenmiş olması, sonraki gelirin vergilendirilmesini ortadan kaldırmaz.

Aynı şekilde, uzun süreli yatırım taahhüdüyle bildirimde sıfır oran uygulanması da yatırım gelirlerinin vergisiz olduğu anlamına gelmez. Sıfır oran, şartları sağlanan bildirime ilişkindir; yatırımın getirisine kendiliğinden uygulanmaz.

Gelirin nasıl vergilendirileceği; yatırım aracına, gelirin niteliğine, elde eden kişinin gerçek kişi veya kurum olmasına ve varlığın işletmeyle ilişkisine göre belirlenir. İlgili gelir bakımından geçerli vergi kesintisi, istisna ve beyan hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle bütün yatırım gelirleri için tek bir vergi oranından veya aynı beyan yükümlülüğünden söz edilemez.

Yatırımın taahhüt süresi içinde gelir sağlaması da bu yaklaşımı değiştirmez. Taahhüt süresi, gelir vergilemesini erteleyen bir süre değildir.

Varlık elden çıkarıldığında oluşan kâr

Bildirilen varlığın daha sonra satılması veya başka şekilde elden çıkarılması sonucunda doğan kazançlar da genel esaslara göre değerlendirilir. Varlığın başlangıçta dönem kazancına alınmamış olması, satıştan doğan kazancı kendiliğinden vergiden istisna hâle getirmez.

Türkiye’de bulunan ve bildirilerek kayda alınan varlıklarda, bildirim tarihinde belirlenen kayıt değeri satış kazancının hesabında dikkate alınır. Sonraki dönemlerde uygulanması gereken değerleme hükümleri de gözetilerek satış bedeli ile vergiye esas değer arasındaki fark belirlenir.

Bununla birlikte her satışta yalnızca bildirim değeri ile satış bedelini karşılaştırıp çıkan farkın tamamını aynı şekilde vergilendirmek doğru değildir. Arada gerçekleşen değerlemeler, varlığın niteliği ve kazanca uygulanabilecek genel istisna veya özel vergilendirme hükümleri sonucu etkileyebilir.

Varlık barışının sağladığı imkân, kapsamdaki varlığın belirli şartlarla ekonomiye ve kayıtlara kazandırılmasıdır. Sonraki satış kazancının vergisel durumu, bu kazancın kendi kuralları çerçevesinde belirlenir.

Satış zararı vergi matrahından indirilemez

Elden çıkarmada zarar doğması hâlinde özel bir sınırlama bulunmaktadır. Bildirime konu edilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez.

Dolayısıyla işletmenin muhasebe kayıtlarında satış zararı görünmesi, bu zararın vergi matrahını da azaltacağı anlamına gelmez. Ticari sonuç ile vergiye esas sonuç farklılaşabilir; gider olarak kaydedilen tutarın vergi hesabında indirim konusu yapılmaması gerekir.

Bu sınırlama yatırım kararı açısından da önemlidir. Varlığın değer kazanması hâlinde oluşan kazanç genel vergilendirme hükümlerine tabi olurken, elden çıkarmadan doğan zarar diğer vergiye tabi kazançları azaltmak için kullanılamaz. Varlık barışı kapsamındaki bir yatırımın beklenen getirisi değerlendirilirken bu fark göz önünde bulundurulmalıdır.

Kur farkları ve dönem sonu değerlemeleri

Varlığın bildirilmiş olması, sonraki dönemlerde uygulanması gereken değerleme kurallarını ortadan kaldırmaz. Özellikle işletme kayıtlarına alınan döviz ve menkul kıymetlerde, dönem sonu değerlemesinin gerekip gerekmediği ve ortaya çıkan farkların nasıl dikkate alınacağı ayrıca incelenmelidir.

Kur veya piyasa değeri değişiminden kaynaklanan her fark, satış kazancı ya da satış zararı değildir. Varlığın henüz elden çıkarılmadığı bir dönemde oluşan değerleme farkıyla, satış anında gerçekleşen sonuç birbirinden ayrılmalıdır.

Bu nedenle elden çıkarma zararına ilişkin indirim yasağı, açıklama yapılmadan bütün değerleme farklarına genişletilmemelidir. Hangi değerleme yönteminin uygulanacağı ve farkın vergiye etkisi, varlığın türü ile mükellefin tabi olduğu genel esaslara göre belirlenir. İşletme kayıtlarındaki döviz ile kişinin işletmesi dışında tuttuğu dövizin vergisel değerlendirmesi de aynı olmak zorunda değildir.

Satış veya para çekme işlemi yatırım taahhüdünü etkileyebilir

Bir yatırımın elden çıkarılması iki ayrı açıdan değerlendirilmelidir. İşlemin kazanç veya zarar doğurması vergilendirmenin bir yönüdür. Aynı işlemin varlık barışı kapsamında verilen taahhüdü ihlal edip etmediği ise diğer yönüdür.

Satış kazancına ilişkin verginin ödenmesi, yatırımda tutma şartının ihlalinden doğan sonuçları ortadan kaldırmaz. Benzer biçimde, yatırımın zararla sonuçlanmış olması da taahhüde uyma yükümlülüğünü kendiliğinden sona erdirmez.

Özellikle vadeli hesabın erken kapatılması, yatırım tutarının çekilmesi veya farklı bir yatırım aracına geçilmesi planlanırken taahhüt şartları ayrıca kontrol edilmelidir. Her değişikliğin korumayı devam ettireceği varsayımıyla hareket edilmemelidir.

İşletmeden çekme süresi ile yatırım süresi farklıdır

İşletme kayıtlarına alınan varlıkların, vergiye tabi kazanca dâhil edilmeksizin işletmeden çekilebilmesi için bildirim tarihinden itibaren iki yılın geçmesi gerekir. Özel fon hesabının kullanımı da sermayeye ilave dışında sınırlandırılmıştır.

Bu iki yıllık süre, indirimli oran için verilen yatırım taahhüdünden ayrıdır. İki yılın dolması daha uzun süreli taahhüdü sona erdirmez. Bir yıllık yatırım taahhüdünün tamamlanması da işletmeden çekmeye ilişkin iki yıllık şartı ortadan kaldırmaz.

Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlarda kayıt, özel fon ve iki yıl işletmede tutma şartları aranmaz. Ancak bu kişiler de varsa yatırım taahhüdüne uymak zorundadır.

İşletmeden çekmeye ilişkin vergilendirmeme imkânı, bildirilen varlığın sonradan sağladığı gelirleri de otomatik olarak vergisiz hâle getirmez. Ana paranın, getirilerin ve bunlara ilişkin vergisel işlemlerin ayrı izlenmesi bu nedenle önemlidir.

Vergi güvencesinin kapsamı ve şartların korunması

Şartlarına uygun olarak bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar için vergi incelemesi ve tarhiyatı yapılmaz. Ancak bu koruma, bildirim sahibinin bütün geçmiş işlemlerini kapsayan genel bir vergi bağışıklığı değildir.

Başka nedenlerle başlayan incelemede bulunan matrah farkının bildirilen varlıktan kaynaklandığı tespit edilirse, bildirim tutarı ölçüsünde koruma uygulanır. Bağlantısı bulunmayan matrah farklarında bildirim tutarı mahsup edilmez. İncelemeye başlanmasından veya takdir komisyonuna sevkten sonra yapılan bildirim de ilgili inceleme veya takdir sonucundaki tarhiyatı engellemez.

Varlığın süresinde getirilmemesi veya yatırılmaması, verginin zamanında ödenmemesi, gerekli kayıtların yapılmaması ya da taahhüde uyulmaması korumanın kaybedilmesine yol açabilir. Taahhüt ihlalinde zamanında alınmayan verginin gecikme faiziyle tahsil edilmesi yanında, inceleme ve tarhiyat yapılmaması güvencesi de etkilenir.

Varlık barışı dosyası bu nedenle bildirim tarihinde tamamlanmış sayılmamalıdır. Bildirilen tutar, kayıt değeri, yatırım hareketleri, elde edilen gelirler, satış sonuçları ve taahhüt süreleri birlikte izlenmelidir. Bu takip, hem uygulamanın sağladığı güvencenin korunmasını hem de sonradan doğan gelirlerin doğru vergilendirilmesini sağlar.